Sunday, September 13, 2009

Hepsini karışıtırın
en şapşalından don kişot
en tatlısından forrest gump
fildişinden kamikaze

ve
üç öğün
yemeklerden sonra bir kaşık

Saturday, September 12, 2009

a turkish poem by halim şefik

fish mouth
“…
this is the story of a swordfish
who would care if not written
still the stream carrying us to new waters has ceased
we were following the mackerel
i was there in that shoal


with a spear gun wound on my back
happy i was though
somehow it kept haunting
this shouting “net ahead”


with mermaids stuck in my mind
i won’t ever heal
only thons would dare to whip fishgarths
once i caught up in the net i’m done
even a child could haul me on board
if i was not that heavy
what makes me rally to survive is joy of life
in this strait hither and thither


oh you whitebaits
with my sword cutting away the bottom of the dark
made you thousands of seasparkles
ah it always happens in frosty nights
with a spear gun wound on my back


come and take me to that fisher boat with purple border
sorrow in my big eyes
lament on my sword
c’mon sell me off
for a bottle of wine
…”

——————————————————————————————————
balık ağzı
“…
bu bir kılıçbalığının öyküsü
yazılmasa da olurdu
ama bizi yeni sulara götürecek akıntı durdu
uskumrunun arkasından gidiyorduk
sürünün içinde ben de vardım

sırtımda bir zıpkın yarası
mutlu olmasına mutluydum
nedense gitmiyordu kulağımdan
bir türlü o “ağ var” sesleri

deniz kızı girmiş düşünceme
ben iflah olmam
dalyanları birbirine katmak orkinosların harcı
dolanınca ağa çok geçmeden küserim
bir çocuk bile çeker sandala beni
bu kadar ağır olmasam
beni böyle koşturan yaşama sevinci
kanal boyunca bir o yana bir bu yana

siz yok musunuz siz derya kuzuları
kestim kılıcımla karanlığını dibini
yakamoz içinde bıraktım suları
ah ayaz gecelerde olur ne olursa
sırtımda bir zıpkın yarası

alın beni mor kuşaklı bir takaya götürün
iri gözlerimde keder
kılıcımda hüzün
satın beni satın beni
rakı için
…”

Friday, September 4, 2009

On Your Lip

A star shining on your lip
As if you were saying a magic word
And stood there still

Thursday, August 27, 2009

Ses

Avaz avaz şiir okurdu
Bıçkın göz pınarlarının akabinde
Yırtardı kelimeleri hoyratça
Değil miydi ki o aşkı uğruna
Kendi dilini unutan

Wednesday, June 17, 2009

Ağır Bir Parfüm Reveransı

from “Reverence of a Whiffing Perfume”

...
never mind! i couldn’t suckle your mountain
poison rattles in my black milk!
no fury! i didn’t put another stone to your mountain
salt in my blood!

but these lips bending and
whispering MOUNTAIN to your ear
never will your hands or your feet
or the hem of my garment or your forehead
be kissed by them
don’t get angry
only, bursting like a ghost river fallen galloping
to other
to far other mountains on horseback flowing as blood!

Küçük İskender



Ağır Bir Parfüm Reveransı’ndan

...
bakma! dağını emziremedim
siyah sütümde zehir şıngırdar!
kızma! dağına bir taş da ben koyamadım
kumumda tuz var!

ama senin kulağına eğilip
DAĞ diye fısıldayan bu dudak
bir gün ya elinden ya ayağından
ya eteğimden ya da alnından
öfkelenme, ö-pmeyecek,
sadece şehit düşmüş bir hayalet nehir gibi fışkırı-p
başka
bambaşka dağlara at sırtında dörtnala kan olup akacak!

Küçük İskender

Friday, June 12, 2009

(-o-) (-o-) (-o-) (-o-) (-o-) (-o-)

Buddha

Als ob er horchte. Stille: eine Ferne...
Wir halten ein und hören sie nicht mehr.
Und er ist Stern. Und andre große Sterne,
die wir nicht sehen, stehen um ihn her.

O er ist alles. Wirklich, warten wir,
dass er uns sähe? Sollte er bedürfen?
Und wenn wir hier uns vor ihm niederwürfen,
er bliebe tief und träge wie ein Tier.

Dann das, was uns zu seinen Füßen reißt,
das kreist in ihm seit Millionen Jahren.
Er, der vergisst, was wir erfahren,
und der erfährt, was uns verweist.

Rainer Maria Rilke
---------------------------------------

Buda

Kulak vermiş gibiydi. Huzur: Bir uzaklık …
İtaat ettik ve artık dinlemedik onu.
O yıldızdır. Ve diğer büyük yıldızlar,
Göremediğimiz, onun çevresini sarar.

Ah, o her şeydir. Gerçekten, bekliyoruz,
Bizi görsün diye? Tenezzül eder miydi?
Ve eğer biz burada önünde yere eğilsek
O alçalırdı, bir hayvan gibi aciz.

O halde, bizi onun ayaklarına kapatan neyse,
Milyonlarca yıldır onun içinde döner durur.
O ki biz ne öğrenirsek unutur,
Bize ne yol gösterirse, öğrenir.

Rainer Maria Rilke

Thursday, June 11, 2009

Dir Zur Feier - Sana Kutlaman İçin

Aus "DIR ZUR FEIER" (1897/1898)

ICH möchte dir ein Liebes schenken,
das dich mir zur Vertrauten macht:
aus meinem Tag ein Deingedenken
und einen Traum aus meiner Nacht.

Mir ist, dass wir uns selig fänden
und dass du dann wie ein Geschmeid
mir lösest aus den müden Händen
die niebegehrte Zärtlichkeit.

DU weißt: mein müder Wille
lag vor dir auf den Knien,
und flehte: „Sei die Stille…“
und du erhörtest ihn.

Du sahst: in heißem Hauchen
ward Kranz und Kraft ihm alt,
und er muss Kühle brauchen -:
da warst du wie der Wald.

UND hattest tausend Tiefen,
und wurdest wild und weit,
und viele Stimmen riefen
aus deiner Seltsamkeit.

UND ob ihr mich von Herd und Heimat triebt Noch eh ich
wusste, wie die Winde wehn,
und ob ihr mich von Herd und Heimat triebt,
ich muss im Fernen nicht im Fremden gehen und muss nicht
bang sein; mir kann nichts geschehn,
seit ich begreife, wie mich alles liebt.

Ich hab das „Ich“ verlernt und weiß nur: „wir“.

Mit der Geliebten wurde ich zu zwein;
und aus uns beiden in die Welt hinein
und über alles Wesen wuchs das Wir.

Und weil wir Alles sind, sind wir allein.

Rainer Maria Rilke
---------------------------------------------------------------

Sana Kutlaman İçin

BEN sana bir aşk armağan edeyim istedim
Sana aşina olayım diye:
Günümden, senden bir hatıra
Gecemden, bir rüya olasın.

Dingin bulmuşuz birbirimizi sanki
Sen bir eşsiz bir mücevher gibi
Neden oldun yorgun ellerimin gösterdiği
Daha önce hiç istenmemiş şefkate.

SEN biliyorsun: Yorgun irademin
Önünde diz çöktüğünün
Ve onun “huzur ola" yakarışlarına
Kulak verdin.

Gördün: Ilık nefesinde
Tacı ve kudreti yaşlandı
Artık gölgeye muhtaçtı:
Ona orman oldun.

VE sayısız derinliklerin vardı,
Ve yaban ve uzak oldun,
Ve birçok ses duyuluyordu
Tuhaflığından doğru.

VE ocağımdan, yurdumdan sürecek misiniz beni
Zaten biliyordum ki, rüzgarların nasıl estiğini,
Ve ocağımdan, yurdumdan sürecek misiniz beni,
Yaban ellerde, yabancılara gitmemeliyim
Ve endişelenmeme gerek yok; başıma bir şey gelmez,
Her şeyin beni nasıl sevdiğini anladığımdan beri.

“Beni” unuttum ve artık tek bildiğim: “Biz”.

Aşkımla birlikte iki oldum
Ve ikimizden dünyaya açıldı
Ve tüm var olandan, “biz” büyüdü

Ve biz her şey olduğumuzdan, yalnızdık.

Rainer Maria Rilke

Tuesday, February 24, 2009

Coloured

I know it's cold and grey, but let me send You
red orange and yellow instead

Friday, December 7, 2007

öfke

herkes
aşk
şiiri
yazıyor
ben
de
öfkenin
şiirini
yazayım
dedim,
ama
gelin
görün
ki
oturunca
başına
bu şiiri yazmaktan vazgeçtim.